“Biz de bu suça ortak olmayacağız!”

11 Ocak Pazartesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin pek çok ilde sokağa çıkma yasağı altında uyguladığı insanlık dışı muameleye, yaşam, özgürlük ve güvenlik hakkı ihlaline dikkat çeken, “bu suça ortak olmayacağız” ifadesiyle bir imza metni yayınlandı. Yurtiçinden ve yurtdışından bini aşkın akademisyenin imzaladığı metin, devlet eliyle gerçekleşen katliam ve sürgünlerin durdurulmasını ve kalıcı barışın sağlanabilmesi için gerekli adımların atılmasını talep ediyor.

İmza metninin basın açıklamasıyla kamuoyuna sunulmasının ardından başta çeşitli medya kuruluşları olmak üzere, Cumhurbaşkanının ve YÖK’ün de açıklamalarıyla barış için çağrıda bulunan akademisyenler hedef gösterildi. Akademisyenler, terör örgütü propagandası yapmakla suçlandı, “aydın müsveddesi” olarak itham edildi, soruşturma ile tehdit edilerek sindirilmeye çalışıldı.

Devletin her politikası için hesap sormak demokrasilerde en temel yurttaşlık hakkı iken, yapılan katliamların hesabının verilmesini istemek terörist olmakla eşdeğer görüldü. Oysa bizler, “Çocuklar öldürülmesin” demenin suç haline geldiği bu topraklarda, asıl suçun barış çağrılarına kulak tıkamak, her gün başka bir ölüm haberine kayıtsız kalmak, insanlık dışı koşullarda yaşamaya ya da yaşadığı topraklardan sürgün edilmeye mahkum olanlar karşısında sessiz durmak olduğunu biliyoruz. Eğer ortada bir suç varsa, bu suçun “inadına barış” demek değil, barış isteyenlerin yanında olmamak olduğunu biliyor ve ilan ediyoruz:

Biz, aşağıda imzası bulunan yurttaşlar olarak, katliamların durması ve kalıcı barışın sağlanması çağrısıyla akademisyenler tarafından imzalanan metne desteğimizi bildiriyor, her türlü tahribatın tazmin edilmesini, müzakere ortamının sağlanmasını, katliamların durdurulmasını ve kalıcı barış için somut adımlar atılmasını talep ederek, bu hususta üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmeyi taahhüt ediyoruz.

Sessiz kalmayacağız, biz de bu suça ortak olmayacağız!

 

Reklamlar